Hipertrofik skarlar; yanıklar, cerrahi girişimler ve travmatik yaralanmalar sonrasında gelişen anormal iyileşme süreçlerini ifade eden patolojik skarlar olarak tanımlanır. Bu durum; fibroblastların ve damarların aşırı proliferasyonu (çoğalması) ile hücre dışı matris (ECM) bileşenlerinin patolojik birikimiyle karakterize edilir. Fonksiyon kısıtlamalarının yanı sıra kaşıntı ve ağrıya da neden olan bu skarlar, estetik açıdan yarattıkları olumsuz algı nedeniyle bireylerde ciddi psikososyal streslere yol açmaktadır. Yara iyileşmesi ve yanık rehabilitasyonundaki ilerlemelere rağmen, hipertrofik skarlar klinik yönetimde önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir.

Günümüzde hipertrofik izler için silikon tabakalar, basınçlı pansumanlar, radyasyon, kriyoterapi ve radyofrekans gibi çeşitli seçenekler mevcuttur. Ayrıca 5-florourasil (5-FU), bleomisin, kortikosteroidler ve antihistaminikler gibi lokal veya sistemik farmakoterapi ajanları da kullanılmaktadır. Bununla birlikte, monoterapiler genellikle yüksek nüks riski taşır ve etkinlikleri değişkendir.

Skar dokusunda seçici fototermoliz prensibiyle çalışan fraksiyonel karbondioksit (CO2) lazer tedavileri, skarların estetik ve fonksiyonel özelliklerini iyileştirmede "altın standart" olarak kabul edilmektedir. Son yıllarda, epitelizasyon tamamlandıktan hemen sonra uygulanan erken lazer müdahalesinin, skar gelişimini önlemedeki kritik önemi vurgulanmaktadır. Temel prensip, lazerin skar dokusunda oluşturduğu Mikroskobik Termal Zonlar (MTZ)’dır. MTZ'ler, patolojik skarlardaki aşırı damarsal yapıları selektif olarak koagüle ederek kan akışını azaltır; onarım mekanizmalarını uyararak rejenerasyonu destekler ve fibröz kontraktür bantlarını parçalayarak dokunun serbestleşmesini sağlar.

Fraksiyonel ablatif lazerin oluşturduğu bu mikro kanallar, uygulama sonrası sürülen ilaçların emilimini (perkütan penetrasyon) artırarak hipertrofik skar tedavisinde sinerjik bir etki yaratır. Lazer destekli ilaç salınımı, moleküler ağırlığı 500 Da'nın altındaki hem lipofilik hem de hidrofilik ajanların skarın derinliklerine homojen şekilde ulaşmasını sağlar. 500 dalton kuralı, ilaçların deri bariyerini geçme kapasitesini tanımlar. Fraksiyonel lazer bu bariyeri fiziksel olarak ortadan kaldırdığı için, topikal Triamsinolon Asetonid veya 5-FU uygulamalarında "lazerden hemen sonraki ilk 5-10 dakika" içinde uygulama yapılması emilimi maksimize eder. Kanallar bu süreden sonra inflamatuar eksüda ile tıkanmaya başlayabilir. Skar kalınlığının bölgeden bölgeye değişmesi nedeniyle, ablazyon derinliğinin otomatik tarayıcılar yerine manuel olarak ayarlandığı Manuel Fraksiyonel Teknoloji (MFT), tedavinin hassasiyetini artırmaktadır.

5-Florourasil (5-FU): Antineoplastik bir ilaç olarak sınıflandırılan bir pirimidin analoğudur. Temel etki mekanizması, DNA ve RNA sentezinde kritik rol oynayan timidilat sentaz enzimini inhibe etmektir. Özellikle yüksek oranda çoğalan ve metabolik olarak aktif olan hücreleri hedef alır; bu bağlamda, skarlardaki aşırı kolajen üretiminden sorumlu olan fibroblastları baskılar. Ayrıca, kolajen tip I üretiminde anahtar rol oynayan dönüştürücü büyüme faktörü-beta 1 (TGF-\beta 1) sinyal yolunu inhibe eder. Bu etkileri dokuda nekroza yol açmadan gerçekleştirmesi, klinik kullanımda büyük bir avantaj olarak tanımlanmaktadır.

Kortikosteroidler: Skar dokusuna steroid enjeksiyonu, hipertrofik skar ve keloid tedavisinde geleneksel bir yaklaşımdır.

Triamsinolon asetonid (TAC) uygulaması, vücutta doğal kolajenaz inhibitörleri olarak işlev gören $\alpha$-1-antitripsin ve $\alpha$-2-makroglobulin seviyelerini önemli ölçüde azaltır. Bu inhibitörlerin azalması, kolajenin yıkım sürecini hızlandırır. Kortikosteroidler ayrıca fibroblastların proliferasyonunu ve protein sentez kapasitesini doğrudan etkileyerek bu hücrelerin fonksiyonlarını bozar. Yapılan çalışmalarda, steroid tedavisine tabi tutulan skar dokularında TGF-beta, insülin benzeri büyüme faktörü-1 (IGF-1) ve hidroksiprolin (kolajen göstergesi) seviyelerinde belirgin bir azalma gözlemlenmiştir.

Erken dönem hipertrofik skarlarda; fraksiyonel CO2 lazerin, triamsinolon asetonid (TAC) veya 5-florourasil (5-FU) ile kombinasyonunun sinerjik bir etki yaratarak estetik ve klinik açıdan oldukça başarılı sonuçlar sağladığı gösterilmiştir.

Uygulama protokolü kapsamında; hipertrofik skar alanına fraksiyonel CO2 lazer tedavisinden bir saat önce topikal anestezik krem uygulanır. Fraksiyonel ablatif CO2 lazer; 15–20 W güç aralığı ve 0,7–1 ms atım süresi parametreleri ile kullanılır. Hedeflenen ablatif derinliğe ulaşabilmek için aynı uygulama alanına genellikle üst üste 3-4 atış (stacking) yapılır. Lazer parametreleri skarın morfolojisine göre modifiye edilir: Yüksekliği 5 mm’den az olan skarlar için daha düşük parametreler tercih edilirken, 5 mm’den yüksek olan skarlar için daha yüksek enerji seviyeleri seçilir.

Lazer tedavisinin hemen ardından, skar yüzeyine "Lazer Destekli İlaç Salınımı" (LAD) yöntemiyle şu ajanlar uygulanır:

  • 5-FU: Normal salin ile çözülmüş, 1-2 ml hacminde, 50 mg/ml konsantrasyonda (5 mg/cm2 dozunda).

  • TAC: 0,5-2 ml hacminde, 40 mg/ml konsantrasyonda (4 mg/cm2 dozunda).

  • Kombine (Mikst): Sinerjik etkiyi artırmak amacıyla 4 mg/ml 5-FU ve 10 mg/ml TAC içeren karışım.

İlaçların skar dokusu tarafından emilmesi beklenir veya homojen bir dağılım sağlamak amacıyla yaklaşık bir dakika boyunca masaj yapılır. Uygulama standardizasyonu için skar yüzeyi ölçülerek 20 cm2’lik alanlara bölünerek işleme alınır.

Bu tedavi kombinasyonu 4-6 hafta aralıklarla tekrarlanmaktadır. Seans aralarında ve tüm tedavi süreci boyunca skar yüzeyine günde iki kez silikon jel uygulanması önerilir. Tam iyileşme sağlanana kadar (yaklaşık 1-3 hafta) günde üç kez nemlendirici kullanımı, güneşten sıkı korunma ve yüksek faktörlü güneş kremi (SPF 50+) kullanımı esastır.

Fraksiyonel ablatif CO2 lazer, 5-FU ve triamsinolon asetonid kombinasyonu, hipertrofik skarlarda oldukça yeterli klinik yanıtlar sağlamaktadır. Tedavi sonucunda skar dokusundaki sertlik, eritem (kızarıklık), kaşıntı ve ağrı semptomları anlamlı düzeyde gerilemektedir. Ayrıca, bu protokol sonrası nüks oranı oldukça düşük bulunmuştur. Nüks; son tedaviyi takip eden 6 aylık izlem süresince semptomların bir veya daha fazlasının yeniden ortaya çıkması olarak tanımlanmaktadır.

Tek başına ablatif fraksiyonel CO2 lazer tedavisi, hipertrofik skarlarda yüksek nüks riski taşır. Öte yandan, klasik 5-FU ve steroid enjeksiyonları; dermal atrofi, telanjiektazi (kılcal damar artışı) ve enjeksiyon yeri ülserleri gibi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Ayrıca enjeksiyon sırasındaki şiddetli ağrı, hastanın tedaviye uyumunu zorlaştırabilir. Fraksiyonel CO2 lazerin ilaç emilimini artırma prensibine dayanan LADD (Laser-Assisted Drug Delivery) yöntemi, ilaçların cilt yüzeyinden homojen dağılımını sağlayarak lazer ve farmakoterapi arasında güçlü bir sinerji oluşturur. LADD, enjeksiyon kaynaklı ağrıyı minimale indirerek hasta konforunu artırır ve lazerle açılan ablatif kanallar (MTZ) sayesinde skar dokusunun tüm katmanlarını hedefler.

Tedavi sonrası gelişen yan etkiler genellikle geçicidir; kızarıklık ve şişlik gibi semptomlar 1-3 gün içinde kendiliğinden düzelir. Bu kombine yaklaşım sonrası skarın kalınlığı ve renginde, ayrıca sübjektif şikayetlerde belirgin iyileşme gözlenir. Açık tenli bireylerde (Fitzpatrick Tip I-II) sonuçlar daha dramatik olmakla birlikte, koyu tenli bireylerde de benzer başarı oranları yakalanmaktadır. Özellikle genetik yatkınlığı ve çoklu hipertrofik izi olan hastalarda, bu protokol ile remisyona ulaşma süresi belirgin şekilde kısalmaktadır.

 

 


Adres: Çakmak Erdem Hastahanesi, Alemdağ Cad. Sezer Sok. No: 3-5 Ümraniye - İstanbul
GSM: 0850 222 0 494
Bu sitedeki bilgiler doktor ya da eczacıya danışmanın yerine geçmez. Sitedeki bilgi, yorum ve görüntüler kişileri bilgilendirme amaçlı olup, tanı ve tedaviye yönlendirme amaçlı değildir.

© 2026 Hakan Buzoğlu.
ByFlash Web Agency