- Gösterim: 15
Dermatolojide cerrahi işlemler veya fraksiyonel ablatif lazer uygulamaları gibi pek çok prosedür lokal anestezi altında gerçekleştirilir. Geleneksel yöntemde lokal anestezikler, topikal formülasyonlar halinde prosedürden en az bir saat önce uygulanmaktadır. Bu süreç hem zaman alıcıdır hem de cildin bariyer tabakası olan stratum corneum nedeniyle anestezik maddelerin derin katmanlara ulaşımı sınırlı kalmaktadır; bu da genellikle yetersiz bir anestezi ile sonuçlanır. Alternatif olarak lokal anestezikler enjeksiyon yoluyla da uygulanabilir. Enjeksiyon oldukça etkili bir yöntem olsa da hasta için ağrılıdır ve uygulama alanı genellikle küçük bölgelerle sınırlıdır. Yüz gibi geniş alanlarda çok sayıda enjeksiyon gereksinimi, sistemik emilime bağlı toksisite riski nedeniyle anestezik miktarının sınırlandırılmasını zorunlu kılmaktadır.
Son yıllarda, topikal formülasyon uygulanacak alanın ablatif fraksiyonel CO2 lazer ile ön işleme tabi tutulması ve "mikroskobik ablasyon kanalları" oluşturulmasıyla, ilaç emiliminin hızlandırılması ve artırılması amaçlanmıştır. Bu yöntem, anesteziklerden kemoterapötiklere kadar pek çok ajanın derin dokulara iletilmesinde kullanılmaktadır. Ancak bu süreci sınırlayan temel faktör, mevcut dermatolojik formülasyonların çoğunun sağlam bir stratum corneum üzerinden yavaş salınım yapacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. CO2 lazer ile cilt bariyeri bozulduğunda, ilacı taşıyan aracının (vehicle) farklı fizikokimyasal özelliklere sahip olması gerekebilmektedir. Metinde de belirttiğiniz gibi, kremler yerine aköz solüsyonların (sıvı formların) tercih edilmesi bilimsel olarak çok daha isabetlidir. Kremlerdeki yağ fazı, lazerle açılan su dolu (hidrofilik) kanallardan geçişi zorlaştırabilir. Düşük viskoziteli solüsyonlar, kapiler etki sayesinde MTZ kanallarına daha derinlemesine ve hızlı nüfuz eder.
Klinik çalışmalarda, karbondioksit lazerin "fraksiyonel deep" modunda, 2.5 mJ gibi düşük enerji parametreleriyle uygulandığında, 75 µm ablasyon derinliği ve 120 µm çapında Mikrotermal Tedavi Bölgeleri (MTZ) oluşturduğu gösterilmiştir. Bu düşük enerji düzeyi tamamen ağrısızdır. İşlem sonrası MTZ kanalları içinde hızla fibrin oluşarak iyileşme süreci başlar. Bu fibrin tıkaç, çevre dokudan göç edecek keratinosit ve fibroblastlar için bir iskelet görevi görür. Fibrin oluşumu kanalın en derin kısmından başlar ve yüzeye doğru ilerler; ilk 5 dakikada kanalların %25'inden fazlası, 90 dakikada ise %90'dan fazlası bu tıkaç ile dolar.
Fibrin tıkacı oluşumuyla ilgili verdiğiniz veriler (90 dakikada %90 doluluk), lazer sonrası ilacın beklemeden (ilk 1-5 dakika içinde) uygulanmasının önemini kanıtlamaktadır. Kanal dolmaya başladığında ilaç iletim kapasitesi dramatik şekilde düşer. Bu nedenle "Lazerle aç-hemen uygula" protokolü klinik altın standart olmalıdır.
2.5 mJ enerji seçimi, ablasyonun sadece stratum corneum'u geçip epidermis/üst dermis seviyesinde kalmasını sağlayarak iyileşme süresini (downtime) minimize eder. Ancak, daha derin cerrahi işlemler (örneğin derin bir kist eksizyonu) yapılacaksa, kanal derinliğinin hedeflenen doku seviyesine göre ayarlanması (örneğin 5 mJ seviyesine çıkılması) gerekebilir.
Uygulamanın hemen ardından ksilokain, artikain hidroklorür (%4) veya lidokain (%2) solüsyonları uygulandığında, bu ajanlar MTZ kanalları aracılığıyla hızla derin dokulara sızmaktadır. Artikain veya lidokain solüsyonlarına epinefrin (adrenalin) eklenmesi, hem anestezinin süresini uzatır hem de lazerin neden olabileceği minimal mikroskobik kanamaları durdurarak ilacın kanla yıkanıp gitmesini engeller. Bu, "temiz bir cerrahi saha" için önerilen bir yaklaşımdır. Bu sıvı solüsyonların etkinliği, klasik krem formülasyonlardan daha yüksek bulunmuştur. Lazer ön işlemi sonrası sadece 10 dakikalık oklüzyon (kapalı pansuman), cerrahi seviyede anestezi sağlamak için yeterli olmaktadır. Bu süre, geleneksel yöntemlerin gerektirdiği 60 dakikaya kıyasla klinik operasyonlarda ciddi bir zaman tasarrufu sağlamaktadır. 10 dakikalık oklüzyon sadece emilimi artırmakla kalmaz, aynı zamanda cildin hidrasyonunu artırarak kanalların açık kalma süresini optimize eder ve solüsyonun buharlaşmasını önler. Uygulama alanının streç film veya şeffaf cerrahi örtülerle kapatılması etkinliği maksimize edecektir.

